26 Ocak 2009 Pazartesi

HAYAL PAZARI...

dün pazardı. bu hafta pazar gününü evde ev işlerine ve mutfağa gömülerek geçirmemeye karar verip kahvaltı üstüne sade türk kahvemi de keyifle içtikten sonra haftalık pazar alışverişimi yapmaya gittim. çok fazla ihtiyaç olmamasına rağmen epey vakit geçirdim pazarda, hatta plastik leğen-kova ıvır zıvır satan plastikçilerde bile oyalandım öylesine, pazarın o kendine özgü meyve-sebze karışımı kokusunu daha fazla duyabilmek için..hava o kadar güzeldi ki, kızım da bu güzel havadan yararlansın istedim ve hemen alışverişi bitirip eve döndüm. geldiğimde dünyam mışıl mışıl öğle uykusunu uyuyordu, gidip yanına uzandım hemen. huzur mu istiyorsunuz, bir bebeği uyurken seyredin ! nasıl bir güzelliktir bir bebeğin uyurkenki hali.. bu hazzı sakin-durgun bir denize bakarken alabilirsiniz belki, belki karşınızda güneş tüm güzelliğiyle batarken, bir bebeğin uyuyuşunu seyrederken bir de..
uykusunu alınca yavaş yavaş araladı gözlerini güzelim, mırıldandı biraz ve hemen sarıldı annesine, biraz da yatak keyfi yaptık birlikte,oyunlar oynadık...çıkardığı sesleri duysa kimse bir şey anlamaz, ama annesi öyle iyi anlar ki kuzusunun ne demek istediğini..çünkü anneler ve bebeklerinin ortak bir dili var, çok özel bir dil.. o dille konuşurlar, o dille anlatır dertlerini, o dille gösterirler sevgilerini..
sonra birlikte parka gittik. salıncakta sallandı, kaydıraktan kaydı, tahtıravellide denge kurmaya çalıştı. ama en güzeli de kendisinden 6-7 yaş büyük çocukların oynadıkları topun peşinden koşmasıydı.. topa yetişemeyince kızıp bağırması da ayrı bir güzellikti. çok güldürdü annesini topu yakalamak için koşarken. bir yandan da korkuyordum kafasına top gelirse diye ama kızım öyle mutluydu ki parkta gönlünce koştururken, müdahale edemedim. o ise, annesinin hep arkasında olduğunu ve onu koruyacağını bildiğinden çok rahattı. zaten oynayan çocuklar da aralarında dolaşan bücürüğü (onlara göre tabi:) gördüklerinden yanlarına gelirken topa vurmadılar. arada bir bana bakıp gülücükler (buna kahkaha demek daha uygun:) verirken ben daha da mutluydum.
akşamüstü hava serinlemeye de başlayınca “hadi bugünlük yeter evimize gidelim artık, haftaya yine geliriz” dedim kuzuma ama o bana “hayırrr eve gitmek istemiyorum biraz daha kalalım oyun oynucam ben burada” çığlıklarıyla hatta tepinmeyle cevap verdi. tabi biz aramızdaki özel dille konuşuyoruz (Allahtan bizi kimse duymuyor:) arabasına binince sakinleşti, çünkü arabasıyla giderken bu onun için gezmeye devam demekti. sonuçta hayal mutlu, ben mutlu evimize döndük. akşam yemeğinde şinitsel-pilav az da salata yedi hayal. tabi salatayı sadece merakından aldı bir iki çatal. ilgisini çekti öyle minik, renkli renkli sebze parçacıkları. ama yüz ifadesinden çok da sevmediğini anladım, ekşi surat oldu hemen:) üzerine de en sevdiği meyvesini yedi, armut tabi ki…
akşamın finali banyoydu. çoğu bebeğin aksine banyo yapmaya bayılan ve sudan çıkmak istemeyen hatta çıktığında da ortalığı yıkan bir kızım var benim. suyun altında gülerek, her yeri ıslatarak, ıslak elleriyle annesinin saçlarını yüzünü de yıkayarak (ıslatma da bir oyun türüdür:) dalinlendi mis kokulu kızım. oysa ben onun kendi bebek kokusunu dünyanın en güzel kokusuna değişmem…keşke mümkün olsa o kokuyu hiç kaybetmemek..

Hayatınızdan bebek kokusunun eksik olmadığı nice güzel günlere…

0 yorum:

Yorum Gönder