21 Ocak 2009 Çarşamba

ÇOCUKLUĞA DAİR...

kırık bir kapı kolu, nereye ait olduğu bilinmeyen paslı bir anahtar, siyah-beyaz bir lastik top, bir su matarası, bakır bir cezve, şekilsiz bir-iki çakıltaşı, küçük gemi maketi, büyük siyah çerçeveli bir gözlük, gümüş zincirli cep saati, kurşunkalemler ve diğerleri...

bir sandığa sığar bazen tüm bir hayat.

zaman geçer, çocuklar büyür, büyümez elleri gibi düşleri.. hala sokakta saklambaç oynamak ister, saklanmak, bulunamamak... siyah göz bantlarını çoktan çıkarmış ebe olmak ister, hala oyunu bölmesin ister en güzel yerinde eve çağıran anne sesi, yemek yememek için direnmek ister, kırmızı pabuçları hep başucunda uyusun ister...

geçer zaman, geri vermez seksek oyunlarının tebeşir çizgilerini, su akar, bulut olur, yağmur birikir toprakta, siler bir bir "bir zaman biz bu sokakta seksek oynamıştık" ların izlerini... saç örgülerinde gelincik çiçekleri kalır büyümekte olan çocukların, sıcak yaz öğle sonlarının uyku renklerine bürünmüş... şeftali kırmızısı ağaçta, toprakta kavun sarısı...

ve eskimeyen masallar dinlene dinlene...

tül perdenin gerisinden izlenir bir süre sonra sokağa seslerini kazıyan çocuklar. elde eski fotoğraflar, sallanan bir koltuk ve 'yine akşam oluyor'larla birlikte...

dünyanın bütün çocukları çocukluğunu yaşayabilmeli. çikolatalı pastanın tadına bakabilmeli, dondurma yiyebilmeli, saklambaç oynayabilmeli, ama sadece arkadaşlarından saklanabilmek için, silahlardan değil...filistinli bir çocuğun yaralı yüzü içimi acıttı bugün... çocuklara kurşun sıkabilen bir zihniyetin karşısında dünyanın bu kadar aciz kalabilmesi de...

güzel günlere...

0 yorum:

Yorum Gönder