18 Nisan 2009 Cumartesi


ne çok yordun bizi bahar !

bu ara kime nasılsın diye sorsak aynı derecede "bahar yorgunu" cevabını alıyoruz. havalar giderek ısınmaya başladı, sıcaklık artışı deniz-kum-güneş aşığı yaz severleri pek bir mutlu ederken, soğuğu, karanlığı, rüzgarı, yağmuru kısacası kış mevsimini olanca rengiyle seven kış aşıkları ise "bu yaz sıcaklarla nasıl baş edeceğiz" diye kara kara düşünmeye başladılar bile.. neyse daha yaza en az 1 ay var şimdiden düşünüp kendimizi sıkmayalım.

nedir bu 7 den 70 e herkesi etkisi altına alan bahar yorgunluğu.. oysa doğanın uyanmaya, heryeri rengarenk çiçeklerin, kuş seslerinin kaplamaya başladığı bu güzel mevsim, neden insana enerjisini bir anda alıp götürmüş de yerine ağır bir kütle bırakmış gibi hissettiriyor ki.. heralde bahar bir tek insana iyi gelmiyor.. çoğunlukla "halsizlik, sürekli uyku hali, eklem-kas ağrıları, yorgunluk" şikayetleriyle kendini gösteriyor ve baharın yerini yavaş yavaş yaza bırakmasıyla birlikte insandan da ööyle geçip gidiyor (tabi bendeki gibi kronik yorgunluk değilse:) minik bebeğim bile etkileniyor bu bahar yorgunluğu dediğimiz şeyden. yaklaşık 10 gündür uyku düzeni öyle değişti ki yawrumun, akşam 22.30 dan sabah 08.00 e kadar deliksiz uyuyan çocuk, günlerdir gece 12-12,30 dan önce uyumuyor, sabah da 10 dan önce uyanmıyor. ne kadar aç olsa da yemek yemeyi reddediyor çoğu zaman, iştahsızlaştı iyice. minicik bir çocuğun uykusunu ve iştahını bile etkileyen bahar ayları kocaman insanlara neler yapmaz ki..

Bahar yorgunluğunun belirtileri;

* Bitkinlik,

* Neşesizlik,

* Uyuşukluk,

* Uykuya dalamamak ve uyanamamak,

* Sürekli sıkıntı hali.

olarak açıklanıyor. eğer bunlardan en az birini yaşıyorsanız ne güzel, siz de artık bir bahar yorgunusunuz !

peki bu sıkıntılı süreci aşmak için neler yapmak gerekiyor. kendi adıma merak edip araştırdım ve hazır araştırmışken başkalarına da yararlı olur düşüncesiyle paylaşıyorum işte. siz çok yorgunsunuz, zahmet etmeyin :)

Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı olduğunu belirten uzmanlar, şu uyarılarda bulunuyor:

-Vücut özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma ihtiyaç duyar. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunur. Bu nedenle meyve, sebze, patates, kayısı tüketimini artırın.

-Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.

-Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.

-Hareket edin, bol bol güneşlenin, yürüyüş yapın.

yani bol bol su içip sebze - meyve tüketeceğiz, çok hareket edeceğiz, açık havada uzun yürüyüşler yapacağız ve eğer başarabilirsek stresten uzak duracağız. aslında düşününce ne kadar basit geliyor hepsi, denemeye değer en azından. bakalım kurtulabilecek miyiz bu ruh halinden.. zaten sonuç alana kadar çoktan yaz gelmiş olur :) bir an önce silkinelim yüklerimizden, gerçek bir "uyanış" ı tam da "uyanış" mevsiminde yaşamak lazım. bahar yorgunluğundan şikayet ederken baharın insan ruhuna olumlu etkilerini de gözardı etmeyelim ama.. tam da ruhumuz bu kadar coşmuşken bu mevsim, bu telaş, insana geciktiği ne çok şeyi gerçekleştirmede güç ve cesaret vermez ki..

"Bir bahar gününde bulutla güneş beraber olurlar, dansa kalkarlar
Olurlar birlikte birbirine eş,
Kâh bir ışık kâh bir yağmur, akarlar...
Bahardaki bol bereket bundandır..." *

*İbrahim Ethem Bingül

güzel günlere...

13 Nisan 2009 Pazartesi

"zaman sonsuzca uyur sen uyanmak istediğinde. bir düşün eteklerine tutunup yol almak isterken binlerce çakıltaşıdır takılan ayaklarına.. "


zaman uyur, yeniden biçimlenir maddeye dönüşen her şey. nesne olmaktan çıkıp ufalanırken avuçlarında, özünü yitirmeyen bir tek onlardır aslında. başının üzerinde gökyüzüne de yükseltsen, bir kuyunun karanlık derinliğine de göndersen bilemezsin ne kadar yol aldığını başlangıcından. bilinmezlik maddeleşir çünkü onu aradığında ve bulmak bazen tehlikelidir. sorgusuz sualsiz geçilen günlerden, çekilen acılardan, ışığın karanlık labirentlerinden sonra ansızın karşına çıkıveren, nereden geldiği belli olmayan bir muamma. varsayım. gölge oyunu. bilinçaltı hızla yükselir bilincin karmaşık çizgisine. yüzlerce yeni kapı açılır ışığa, sürekli olarak baktığında büyüyen gözbebeği farkeder önce asıl karanlığın ışığın içinde gizli olduğunu. içiçe daireler, göz yanılgısı, geriye kalan herşey illüzyon..

28 Ocak 2009 Çarşamba

HAYAL KURABİYELERİ

dün akşam bebek kızımla çok eğlendik. önce sofrada yemek yerken, sonra dansederken, en son da canımız sıkılınca kurabiye yaparken :) en eğlencelisi de kurabiye faslıydı tabi ki. özellikle hayal için. dün annem çok güzel mantarlar bulunca sağolsun benim için de alıvermiş biraz. eve geldiğimde sirkeli suya bastırılmış olarak beni bekliyorlardı mutfak tezgahının üstünde. ne yapsak ne yapsak bu mantarlarla diye düşünüp en son hayalin de rahatça yiyebileceği mantarlı makarnada karar kıldık. yapımı çok basit. birkaç parçaya böldüğümüz mantarları tavada suyunu çekene kadar kavurduktan sonra içine biraz zeytinyağı, bir-iki domates, biraz biber salçası, iki-üç diş sarımsak (ince ince kesilmiş olarak), kekik, nane, kimyon ve az da tuz ekliyoruz ve suyunu çekene kadar pişiriyoruz. pişince makarnayla harmanlıyoruz ve işte hayal makarnayı böyle yiyor:

















bana da fazla tuz vermiyorlar ya alayım ben şurdan çaktırmadan

















şu salatanın da tadına bakayım bari merak ettim.

















karnım doydu artık şımarabilirim annemle kurabiye de yaparız biz şimdi



önce hamur yoğuruyoruz ne güzelmiş bu ya oyun hamuru gibi sanki

şurdan bi parça koparayım bakayım yakalanacak mıyım
eyvah annem gördü şimdi alıcak elimden
bu minik şirin şeyler de damla çikolataymış hımm yesem mi acaba


















ve işte kurabiyelerimizden ilki hooop tepsiye gidiyor. dikkat et de sen de düşme içine, hayal kurabiyesine dayanamam haberin olsun

merak edenler için kurabiyemizin tarifi

ÇİKOLATALI SÜRPRİZ KURABİYE (biskrem tarzını sevenler için)

malzemeler:

1,5 bardak pudra şekeri
1 yumurta akı
yarım paket margarin yada tereyağı (125 gr.)
1 pk vanilya
1 pk kabartma tozu
3 bardak un
80 gr.bitter çikolata (damla çikolata da kullanılabilir)

yapılışı:

çikolata dışındaki tüm malzemeler geniş bir kapta yoğrulur, hamur kıvama gelince ceviz büyüklüğünde alınan hamur avuç içinde açılarak ortasına bir parça çikolata konur ve yuvarlanır. 170 derece fırında, 25-30 dk.tamamdır.

fırından çıktıktan sonraki ilk 10-15 dk içinde yemenizi öneririm. bir kurabiye içinden çikolata nasıl ağza akar, aynen öyle :)

güzel günlere...

26 Ocak 2009 Pazartesi

HAYAL PAZARI...

dün pazardı. bu hafta pazar gününü evde ev işlerine ve mutfağa gömülerek geçirmemeye karar verip kahvaltı üstüne sade türk kahvemi de keyifle içtikten sonra haftalık pazar alışverişimi yapmaya gittim. çok fazla ihtiyaç olmamasına rağmen epey vakit geçirdim pazarda, hatta plastik leğen-kova ıvır zıvır satan plastikçilerde bile oyalandım öylesine, pazarın o kendine özgü meyve-sebze karışımı kokusunu daha fazla duyabilmek için..hava o kadar güzeldi ki, kızım da bu güzel havadan yararlansın istedim ve hemen alışverişi bitirip eve döndüm. geldiğimde dünyam mışıl mışıl öğle uykusunu uyuyordu, gidip yanına uzandım hemen. huzur mu istiyorsunuz, bir bebeği uyurken seyredin ! nasıl bir güzelliktir bir bebeğin uyurkenki hali.. bu hazzı sakin-durgun bir denize bakarken alabilirsiniz belki, belki karşınızda güneş tüm güzelliğiyle batarken, bir bebeğin uyuyuşunu seyrederken bir de..
uykusunu alınca yavaş yavaş araladı gözlerini güzelim, mırıldandı biraz ve hemen sarıldı annesine, biraz da yatak keyfi yaptık birlikte,oyunlar oynadık...çıkardığı sesleri duysa kimse bir şey anlamaz, ama annesi öyle iyi anlar ki kuzusunun ne demek istediğini..çünkü anneler ve bebeklerinin ortak bir dili var, çok özel bir dil.. o dille konuşurlar, o dille anlatır dertlerini, o dille gösterirler sevgilerini..
sonra birlikte parka gittik. salıncakta sallandı, kaydıraktan kaydı, tahtıravellide denge kurmaya çalıştı. ama en güzeli de kendisinden 6-7 yaş büyük çocukların oynadıkları topun peşinden koşmasıydı.. topa yetişemeyince kızıp bağırması da ayrı bir güzellikti. çok güldürdü annesini topu yakalamak için koşarken. bir yandan da korkuyordum kafasına top gelirse diye ama kızım öyle mutluydu ki parkta gönlünce koştururken, müdahale edemedim. o ise, annesinin hep arkasında olduğunu ve onu koruyacağını bildiğinden çok rahattı. zaten oynayan çocuklar da aralarında dolaşan bücürüğü (onlara göre tabi:) gördüklerinden yanlarına gelirken topa vurmadılar. arada bir bana bakıp gülücükler (buna kahkaha demek daha uygun:) verirken ben daha da mutluydum.
akşamüstü hava serinlemeye de başlayınca “hadi bugünlük yeter evimize gidelim artık, haftaya yine geliriz” dedim kuzuma ama o bana “hayırrr eve gitmek istemiyorum biraz daha kalalım oyun oynucam ben burada” çığlıklarıyla hatta tepinmeyle cevap verdi. tabi biz aramızdaki özel dille konuşuyoruz (Allahtan bizi kimse duymuyor:) arabasına binince sakinleşti, çünkü arabasıyla giderken bu onun için gezmeye devam demekti. sonuçta hayal mutlu, ben mutlu evimize döndük. akşam yemeğinde şinitsel-pilav az da salata yedi hayal. tabi salatayı sadece merakından aldı bir iki çatal. ilgisini çekti öyle minik, renkli renkli sebze parçacıkları. ama yüz ifadesinden çok da sevmediğini anladım, ekşi surat oldu hemen:) üzerine de en sevdiği meyvesini yedi, armut tabi ki…
akşamın finali banyoydu. çoğu bebeğin aksine banyo yapmaya bayılan ve sudan çıkmak istemeyen hatta çıktığında da ortalığı yıkan bir kızım var benim. suyun altında gülerek, her yeri ıslatarak, ıslak elleriyle annesinin saçlarını yüzünü de yıkayarak (ıslatma da bir oyun türüdür:) dalinlendi mis kokulu kızım. oysa ben onun kendi bebek kokusunu dünyanın en güzel kokusuna değişmem…keşke mümkün olsa o kokuyu hiç kaybetmemek..

Hayatınızdan bebek kokusunun eksik olmadığı nice güzel günlere…

23 Ocak 2009 Cuma

O BENİM DÜNYAM

Yastığımda bebek kokusuyla uyandım bugün. minik bebek kızım sabah benden önce uyanmış geldi yanıma, yastığımın üstüne koydu kafasını, sarıldı annesine öptü yumuşacık..nasıl güzeldir böyle bir sabaha uyanmak.. hazırlanırken sağımda solumda dolaşıp gülücükler verdi sürekli. İşe giderken de uğurladı annesini, anneannesinin kucağında, hiç ağlamadı ama. Buna rağmen nasıl zor geldi ayrılmak, hala kokusunu üzerimde taşıyorum bitanemin…
Bu şehirde hiç görmediğim inanılmaz bir fırtına ve sağanak yağış vardı sabah, ama şu an o sabahki havadan eser yok, ılık güneşli bir öğle saatini yaşıyoruz. hüznümüzü ve iç sıkıntımızı çoktan attık, keyifliyiz şimdilerde.
Hayal’in kendi kendine yemek yeme çalışmaları son hızla devam ediyor, dün akşam 2.defa denedi tek başına yemeyi ve bu kez daha başarılıydı. annemin yazın en güzel domateslerinden yapılmış şişe domateslerinden biri açıldı hayal bebeğin şerefine ve bu kez annesi yemesi daha kolay olsun diye burgu makarna hazırladı bol domatesli. kendine göre (ellerini ve minik ağzını baz alırsak) kocaman bir tabak makarnayı yedi güzel kızım, alkışlar ve sevinç çığlıkları eşliğinde. üzerine de bir armutu paylaştı annesiyle birlikte, bu kez annesi onun elinden yedi ama, hayalcik bir kendine bir annesine yedirmekten çok yorulsa da, gözbebeklerindeki mutluluk parıltısı görülmeye değerdi.


bu fotoğrafta dişlerini sayabilmemiz için çekildi :) sol altta görünen kocaman şey yanıltmasın, o diş değil, en sevdiği yiyecek olan ekmek :)
Yemekten 1-2 saat sonra canımız tatlı bir şeyler isteyince tarif dosyamızı karıştırdık hemen ne yapalım acaba diye, uzun kararsızlık anlarından sonra damla çikolatalı-nescafeli kıtır kurabiyede karar kıldık. hamurun içine minik hayal parmakları da girdi bu kez, şirin kalıplarla şekil verirken kurabiyemize tavşan şekilli kurabiye mutlu etmeye yetti hayalimi. birlikte şekillendirdik kurabiyemizi ve sonra fırının önüne oturup pişen kurabiyeleri izlemeye başladık. hayal annesinden de meraklıydı şaşkın gözlerle görmeye çalışırken fırının içini :) sonuçta bir sürü şirin kıtır kurabiyemiz oldu, hayal tavşanlardan birini kaptığı gibi salona kaçtı, bir gidip bakayım dedim napıyor diye; oturmuş bizimki koltuğun üstüne bir güzel kemiriyor kurabiyeyi, kuyruğundan başlamış yemeye :) yanına hemen bir bardak süt ısıtıverdim (biberon değil dikkat edin bardak) gitgide büyümesi biberon yerine bardağı tercih etmesinden de belli olmuyor mu.. sonra göbüş şişmiş ve yüzünde çok sevdiğim mutluluk ifadesiyle annesinin kollarında büyüme uykusuna yattı bebeğim..

güzel günlere...